ATATÜRKTEN SONRA TÜRKİYE ÜNİTESİ DERS NOTLARI TAMAMI
Etiketler: 8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Notu
II. DÜNYA SAVAŞI (1939–1945)
I. Dünya Savaşından Sonra Barışı Koruma Çabaları:
1-Milletler Cemiyeti kuruldu.
2-Çekoslovakya, Romanya ve Yugoslavya arasında Küçük Antant kuruldu.
3-Fransa ile Almanya 1925’de Locarno Antlaşmasını imzaladı.
4-Anlaşmazlıklara çözüm bulmak için Fransa ile ABD 1928’de Kellog Paktını kurdu. ( Bu pakta Türkiye 1929’da katıldı.)
Sebepleri:
1-I.Dünya Savaşından memnun olmayan devletlerin tutumları ve aşırı yayılmacı hareketleri (Almanya İtalya)
2-Almanya’nın ağır şartları olan Versay Altlaşması’nı imzalaması.
3-İtalya’nın I.Dünya Savaşı’nda galip olmasına rağmen istediklerini alamaması
4-Almanya ve İtalya hızla silahlanarak işgallere başlaması.
(Almanya’nın Avusturya,Çekoslovakya,Polonya’yı 1938 –1939)
(İtalya’nın Habeşistan, Arnavutluk’u işgali.)
5-Almanya ve İtalya’da milliyetçilik akımları
(Almanya Nazizm, İtalya Faşizm) üstün Alman ırkı fikri
6-Japonya’nın Asya hakimiyeti düşüncesi.
7-Japonya ise ABD’nin deniz üslerinden olan Pearl Harbour (Pörl Harbur) Limanına saldırınca ABD savaştı
KATILAN DEVLETLER:
Mihver Devletler
|
Müttefik Devletler
| |||
Almanya ile İtalya (1936) birleşti.
1937’de Japonya ve Bulgaristan,
Macaristan,Romanyakatıldı.(AJİB)
|
İngiltere,Fransa,Rusya,ABD,Norveç,(İRFAN)Türkiye (sembolik)
|
SAVAŞIN BAŞLAMASI VE GELİŞİMİ
1936’da Habeşistan’a saldıran İtalya daha sonra ise Arnavutluk’u ele geçirdi Yunanistan'a saldırmış fakat başarılı olamamıştır..
Hitler 1938’de Avusturya’yı Almanya’ya bağladı. Almanlar 1939’da Çekoslovakya’yı işgal etti. Almanya ve Rusya aynı dönemde anlaşıp Polonya’yı işgal edince Fransa ve İngiltere olaya müdahale etti.
Daha sonra Almanlar; Danimarka, Norveç, Hollanda ve Fransa'yı işgal etmiş,Balkanlara yönelmiş,Macaristan, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya’yı işgal etmiştir. Böylece; II. Dünya Savaşı başladı.
Almanların Balkanları tehdit etmesi üzerine Rusya, müttefik grubuna geçmiştir. Almanya Rusya’ya da savaş ilan edince Ruslar İngiltere tarafına geçti. (1941)
Japonya ABD’nin deniz üslerine ve Çin’e saldırınca; ABD ve Çin Japonya’ya karşı Müttefik Grubunda savaşa girdi.
1942’de rejim değişikliği yaşayan İtalya’da 1944'de müttefiklerin Sicilya'ya asker çıkarmaları ve İtalya'ya geçmeleri üzerine İtalya teslim olmuştur İngiltere tarafında geçti. İtalyan Mussolini 1943’te halktarafından öldürüldü.
1944’te ABD, İngiltere ve Fransa’nın yaptığı Normandiya (Akdeniz) Çıkartması sonucunda Almanya teslim oldu. Ruslar Almanları, Polonya ve Rusya’dan çıkarmıştır. Adolf Hititler 1945’te intihar etti. Almanya 1945'te ateşkes istemiştir.
ABD’nin Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atom bombası atması sonucunda Japonya da savaştan çekildi.
NOT: Kuzey Afrika Savaşları Almanya ve İtalya’nın karşısında İngiltere’nin üstünlüğü ile sonuçlandı.
Atatürk’ün II.Dünya Savaşı Öncesi Görüşleri:
1- Almanya’nın Avrupa’yı işgal edecek ordu kuracağı
2-Savaşın 1940-1946 yılları arasında olabileceği
3- ABD’nin savaşa katılacağını belirtmiştir. Atatürk’ün ileri görüşlülüğüne örnektir.
II.Dünya Savaşı’nda Türkiye’nin Tutumu:
Türkiye; savaş esnasında İngiltere ve Rusya tarafından savaşa girmesi yolunda zorlandıysa da, tarafsız kalmayı başardı. Almanya Bulgaristan’a girince; Almanya ile Türkiye arasında 1941’de saldırmazlık antlaşması imzalandı. Savaşın sonuna doğru Türkiye formalite olarak girdi.
4-11 Şubat 1945'te ABD, İngiltere ve Sovyet Rusya'nın katıldığı Yalta Konferansında, II. Dünya Savaşı'ndan sonra kurulacak olan BirleşmişMilletler Teşkilatı'na katılmak için 1 Mart 1945'e kadar Almanya ve Japonya'ya savaş açmak şartı getirildi. Bu gelişme üzerine Türkiye 23Şubat 1945'te Japonya ve Almanya'ya savaş ilan etti fakat savaşa fiilen girmemiştir. (Türkiye’nin bu tutumunda BM’ye girme ve görüşmelere katılma arzusu vardır.)
Türkiye her an savaşa girecekmiş gibi hazırlık yaptığı için tarım, sanayive ekonomi alanlarında duraklama dönemi yaşadı.
İkinci Dünya Savaşı Sırasında Türkiye'de Alınan Önlemler
§ Bütün illerde hava saldırısı tehlikesine karşı karartma başlatılmıştır
§ Almanların işgal tehlikesine karşı sivil savunma önlemleri alınmıştır.
§ Tahıl stoklarına el konmuş, ekmek, zeytin, şeker gibi ürünler karneyle verilmeye başlanmıştır. Buğday unundan pasta ve benzeri ürünlerin yapılması yasaklanmıştır.
§ İstanbul'da özel otomobiller ve ticari araçların trafiğe çıkmasıyasaklandı.
§ Savaşın getirdiği ekonomik sıkıntıları aşmak için yeni vergiler var.
§ Tifo ve kolera gibi salgın hastalıkları önlemek için çalışmalar yapıl.
§ Askeri harcamalar artırılmıştır.
§ Karadeniz'deki Türk gemi seferleri durdurulmuştur.
§ Radyo yayınlarında kesinti yapılmıştır.
§ Belli bölgelerde gece 23.00'dan sonra sokağa çıkma yasağı getiril.
NOT: Savaşın, savaşa girmeyen ülkeleri de ekonomik ve sosyal yönden olumsuz etkilediğini göstermektedir.
İkinci Dünya Savaşı sırasında alınan bu önlemlerle seyahat etme, haber alma ve ekonomi alanındaki hak ve özgürlükler sınırlandırılmıştır.
Başta Atatürk’ün YURTTA SULH,CİHANDA SULH politikası
1-Tarafsız, 2-Seferberlik, 3-Boğazları kapattı.
II. DÜNYA SAVAŞININ SONUÇLARI:
1-Almanya doğu-batı olmak üzere ikiye ayrıldı. Doğu Almanya sosyalizme kaydı.Batısı ABD’de.2 Alman devleti 1990 yılında birleşti.
2-ABD ve SSCB süper güç oldu.(Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği)
3-Balkanlar ve Doğu Avrupa SSCB’nin kontrolüne girdi.
4- Dünyanın 2 bloğa ayrılmş,Sovyetler Birliğinin öncülüğündeVARŞOVA PAKTI kurulurken,Avrupa’nın diğer devletleri ve ABD’nin katılımı ile NATO’yu kuruldu.Böylece SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİ (ABD-SSCB ARASI) başladı.Bu durum SSCB’nin dağılmasına kadar sürdü
5-Hindistan, Pakistan, Mısır, Cezayir, Tunus ve Libya bağımsız oldu.
6-Yahudiler,ABD-İngiltere’nin desteğiyle Filistin’de1948’de İsrail’i kurdu
7-Sömürgecilik hız kaybetti.Sömürgeci devletler sömürgeleri,kaybetti
8-Çin’de komünizm yayıldı.
9-Millerler Cemiyeti Birleşmiş Miletler’e dönüştü.(1945)
10-TC-ABD ilişkileri gelişmeye başladı.
11-Filistin bağımsızlaştı.
12-Türkiye’de çok partili hayat ve demokrasi başladı.
13-Yafta Konferansında dengeler kuruldu.
14- İnsan kaybı ve ekonomik yıkım oldu.35 milyon insan öldü.
15- Savaşı Müttefikler kazandı.Demokratik ülkeler diktatör ülkeleri yendi.Aşırı milliyetçi akımlar başarısız oldular.(Nazizm,Faşizm)
16- ABD savaşı bitirmek için ilk kez Atom bombası (Nükleer silahlar)kullandı.(1945) Hiroşima ve Nagazaki
II. DÜNYA SAVAŞINDAN SONRA BARIŞI KORUMA ÇABALARI
1-Birleşmiş Milletler Teşkilatı kuruldu. 2-NATO kuruldu.
3-Balkan Paktı kuruldu. 4-Bağdat Paktı kuruldu.
A-BİRLEŞMİŞ MİLLETLER
BM Teşkilatının Yapısı ve Özellikleri:
1-Genel Kurul: Teşkilattaki devletlerin üyeleri bu kuruldadır.
2-Güvenlik Konseyi: 15 üyesi vardır. Bu üyelerden ABD, İngiltere, Çin, Fransa ve Rusya veto hakkına sahiptir.
3-Ekonomik ve Sosyal Konsey: Savaşlara sebep olabilecek sosyal ve ekonomik faktörleri ortadan kaldırmaya çalışır.
4-Vesayet Konseyi: Kendini yönetemeyecek devletleri idare etmek için kurulan bu birim günümüzde önemini kaybetmiştir.
5-Milletlerarası Adalet Divanı: BM’nin yargı organıdır.
6-Sekreterlik: Personelden oluşur.
NOT: Türkiye de BM’nin kurucularındandır.
B-NATO VE ÖZELLİKLERİ (North Atlantic Treaty Organization)
NATO =(Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı), 1945lerde Avrupa dengesinin bozulması ve SSCB’nin askerî gücüne karşı oluşturulan askeri savunma örgütü.
1-Brüksel merkez olmak üzere 1948’de kuruldu.
2-Uluslararası barışın korunması ve komünizme karşı koruma amaç idi.
3-ABD,Kanada,İngiltere,Fransa,Hollanda,Lüksemburg,Belçika,İtalya Danimarka,İzlanda,Norveç,Portekiz,Yunanistan,Alman,İspanya,Türkiye
Açıklama: Kore Savaşına asker göndermesi Türkiye’nin NATO’ya girmesinde etkili oldu. (1952)
|
C-VARŞOVA PAKTI
|
Rusya’nın öncülüğünde Avrupa’nın sosyalist ülkelerinin bir araya gelmesi ile kuruldu. Komünizmin önemini kaybetmesi ile dağıldı.
D-BALKAN PAKTI (1954)
Kuruluş Sebebi:
SSCB’nin Balkanlar’a yönelik saldırgan tutumu
Kurucu Üyeleri:
Türkiye, Yugoslavya ve Yunanistan
Açıklama: Yugoslavya’nın SSCB’ye yaklaşması ve Kıbrıs Meselesinden dolayı pakt kurulduğu yıl dağıldı.
E-BAĞDAT PAKTI (1955)
Kuruluş Sebebi:
SSCB’nin Orta Doğuya yönelik saldırgan tutumu
Kurucu Üyeleri:
Türkiye, Pakistan, İran ve Irak
1958’de Irak pakttan ayrılınca; paktı İngiltere dıştan desteklemeye başladı; ki paktın bu haline CENTO denilir.
TÜRKİYE'DE DEMOKRASİNİN GELİŞMESİ
1-23 Nisan 1920'de TBMM'nin açılması demokrasinin en önemli adımı
2-1923 ile 1930 arasında çok partili hayata geçiş denemeleri başarısız
3-1930'dan sonra Türkiye'de tek partili rejim 1946’a kadar devam etti.
4-İkinci Dünya Savaşı'nı Batı demokrasileri kazanınca TBMM'de
Celal Bayar, Fuat Köprülü, Adnan Menderes ve Refik Koraltan siyasi hayatımızda demokratik usullerin kabul edilmesini isteyerek 7 Ocak 1946'da Demokrat Parti’yi kurdular.
5-1945’ten sonra Millî Kalkınma ,Millet Partisi ve Türkiye Köylü Partisi kurulmuştur.
6-1946’dan sonra çok partili rejim uygulamasına geçildi.
7-14 Mayıs 1950 seçimleri cumhuriyet tarihinde demokrasinin gelişmesi bakımından büyük bir ilerleme olmuştur. Çünkü bu seçimde millîegemenlik en iyi şekilde temsil edilmeye başlanmıştır.
1950 yılında ise genel seçimleri DP kazandı. Bu demokratik aüreç 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 tarihlerinde yapılan askeri müdahelelerle zaman zaman kesintiye uğradı.Anayasa değişiklikleri, yeni siyasi partilerin kurulması ve özgürlüklerin genişletilmesiyle bu olmsuz etkiler aşılmıştır.
İNSAN HAKLARIYLA VARDIR
İnsan hakları, insanın sahip olduğu haklardır. II.Dünya Savaşı’ndan öncesinde ve savaş sırasında yaşanan insan hakları ihlalleri bu hakların uluslar arası düzeyde korunmasının gerekliliğini ortaya çıkardı.Bunun için uluslar arası düzeyde kurum ve kuruluşlar oluşturuldu.
Birleşmiş Milletler;dünyadaki barışın ve insan haklarını koruyucu kuruluşların başında gelir.Ayrıca Avrupa Konseyi’de önemli bir yere sahiptir.
1946larda Türkiye’de Cemiyetler Kanunun’da yapılan değişiklik ile İnsan Hakları Cemiyeti kuruldu.Çalışanların hakları düzenlendi ve 1961 Anayasasında işçilere grev hakkı verildi. İşçi sendikaları kuruldu.
(1962)1990’da İnsan Hakları İnceleme Komisyonu kuruldu.2000 yılında İnsan Hakları İl ve İlçe kurulları oluşturuldu.2001’de Başbakanlık bünyesinde İnsan Hakları Başkanlığı kuruldu.
İNSAN HAKLARININ KORUNMASI
1-Ulusal Düzeyde Korunması 2-Uluslararası Düzeyde Korunması
İnsan Haklarının Ulusal Düzeyde Korunması:
1-Anayasa ve yasalarla,
2-Devlet organlarıyla,
3-Sivil toplum kuruluşları (İnsan Haklarını Koruma Vakfı, Tüketici Haklarını Koruma Vakfı)
4-İnsan hakları danışma kurullarıyla (TBMM’ye bağlı İnsan Hakları Komisyonu ve Başbakanlık İnsan Hakları Yüksek Danışma Kurulları)
İNSAN HAKLARI İLE İLGİLİ ANA BELGELER
1. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (İHEB)
2. Avrupa Sosyal Şartı
3. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)
4. Çocuk Hakları Sözleşmesi (ÇHS)
5. Paris Antlaşması
6.Helsinki Sonuç Belgesi
İNSAN HAKLARI İLE İLGİLİ ÖNEMLİ GÜNLER:
Bu günler genelde uluslar arası kuruluşların kurduğu ya da uluslar arası belgenin kabul edildiği tarihlerdir.
1. Birleşmiş Milletler Günü ( 24 Ekim)
2. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin Kabul Edilişinin YılDönümü (10 Aralık)
3. Çocuk Hakları Günü ( 20 Kasım)
4. Dünya Çocuk Günü ( Ekim ayının ilk pazartesi günü)
5. Dünya Kadınlar Günü ( 8 Mart)
6. Sakatlar Haftası ( 10-16 Mayıs)
7. Çevre Koruma Haftası ( Haziran ayının ikinci Pazar günü)
8. Avrupa Konseyi Günü (5 Mayıs)
9. Dünya Barış Günü ( 1 Eylül)
SOĞUK SAVAŞ YILLARI
Rusya’nın I.Dünya Savaşı’na girmesi ile ülkedeki toplumsal ve ekonomik kriz arttı. Çarlık Rusya’sı, Birinci Dünya
Savaşı sonrasında siyasi bir değişim yaşadı ve savaştan çekildi.1917’de Çarlık Rusyası sona ererken 15 Cumhuriyetten oluşan SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) kuruldu.
II. Dünya Savaşı sonrasında dünya yeni bir oluşuma sahne oldu. Bu düzenin baş aktörleri ise ABD ve SSCB idi. Farklı yönetim yapılarına sahip ABD ve SSCB dünyayı kendi etki alanlarına almak istiyordu.
İki devlet ararsındaki ideolojik karşıtlık 1945-1990 arasında devam etti. İşte bu döneme SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİ denir.Türkiye, II.Dünya Savaşı’na fiilen girmemişti; ama jeopolitik konumunun önemi nedeniyle, savaş sonrası düzende yerini belirlemek zorundaydı.
Her iki blok da Türkiye’yi yanında görmek istiyordu. ABD’nin Türkiye’yle yakınlaşma girişimlerinde bulunduğu sırada SSCB’nin de Türkiye’den bir takım talepleri vardı. SSCB, Türkiye’den toprak ve Boğazlardan üs istiyordu.Sovyetlerin Doğu Avrupa’da yayılması, ABD’yi bir dizi tedbir almaya itti.
Truman Doktrini ve Marshall Planı
ABD Başkanı Harry S. Truman (Heri Turuman), bu ortamda, kendi adıyla anılan “Truman Doktrini”ni ortaya attı (1947). Truman Doktrini; Sovyet tehdidi altındaki ülkeleri ekonomik ve askerî açıdan güçlendirmeyi amaçlıyordu. Bu doktrin çerçevesinde yapılan ekonomik yardımlar, “Marshall (Marşal) Planı” olarak isimlendirildi. Türkiye’nin de içinde bulunduğu 16 ülkeye yapılacak yardımlar, daha çok askerî araç gereçler ile birlikte tarım araçlarını kapsıyordu. Türkiye, II.Dünya Savaşı sonrası en önemli güç olan ABD’nin yanında yer aldı.
NATO'NUN KURULMASI
ü II. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa devletleri savaşın yıkıntılarınıtemizleyip ekonomilerini güçlendirmeye çalışırken, Sovyetler Birliği genişleme politikasını sürdürüyordu. Sovyetler Birliği, 1948 yılında 456.000 km2 toprağı kendi sınırlarına katmıştı. Ayrıca 983.000 km2üzerindeki yedi ülkede kendi kontrolünde komünist yönetimlerin kurulmasını sağlamıştı.
ü Batı Avrupa ülkeleri, Sovyetler Birliği'nin yayılmacı politikalarıkarşısında ortak bir güvenlik sistemi kurmaya karar verdiler. Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nın ilkelerine sadık kalarak oluşturulacak bu savunma teşkilatı barışı korumayı amaç edinecekti. Bu amaçlaBelçika , Fransa, Hollanda, Lüksemburg, İngiltere, ABD, Kanada, Portekiz, Norveç, İtalya, İzlanda ve Danimarka arasında 4 Nisan 1949'da Washington'da imzalanan antlaşma ile Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı (NATO) kurulmuştur.
TÜRKİYE'NİN NATO'YA ÜYE OLMASI
ü Asya ve Avrupa arasında yer alan Türkiye, sahip olduğu jeopolitik konumu nedeniyle dünya politikasında önemli bir ülkeydi. Akdeniz ile Karadeniz arasında geçişi sağlayan Boğazlara sahip olması, Orta Doğu'ya hakim bir konumda bulunması jeopolitik önemini artırıyordu.
Bir toprağın veya coğrafyanın bölge ya da dünya siyasetindeki konumuna jeopolitik konum denilmektedir.
ü Türkiye, ikinci Dünya Savaşı'na girmemişti. Ama sahip olduğu bu jeopolitik konum yüzünden savaş sonrasında yerini belirlemek zorundaydı. Ayrıca Sovyetler Birliği Türkiye'den Kars ve Ardahan'ıistiyor, Boğazlardan da üs talep ediyordu. Bu yüzden Türkiye için NATO'ya üye olmak hayati derecede önemliydi.
ü Türkiye, II. Dünya Savaşı yıllarından beri NATO üyesi devletlerle uyumlu bir dış politika takip ettiği için 1952 yılında Yunanistan ile birlikte bu ortak savunma örgütüne alınmıştır.
ü Türkiye'nin sahip olduğu coğrafyanın bir savaş sırasında Avrupa, Asya ve Orta Doğu için askeri açıdan büyük önem taşıması NATO'ya kabul edilmesini kolaylaştırmıştır.
ÇATIŞMA YOK AMA...
Amerika ve Sovyet Rusya liderliğinde Batı ve Doğu blokları arasında gelişen, açık ama silahlı mücadeleye dönüşmeyen sınırlı çekişmeyesoğuk savaş adı verilmiştir.
UYARI:"Soğuk savaş" deyimi ilk kez 1947 yılında Amerika'da kongredeki bir görüşme sırasında ABD'li maliye ve başkanlık danışmanı Bernard Buruch tarafından ifade edilmiştir.
Ø II. Dünya Savaşı sonunda Amerika Birleşik Devlet/eri ve Sovyet Rusya iki süper güç olarak ortaya çıktılar. Bu durumun ortayaçıkmasında dünya siyasetinde söz sahibi devletlerden Almanya, İtalya ve Japonya'nın II. Dünya Savaşı'nda yenilmeleri, savaşın galiplerinden İngiltere ve Fransa'nın da bu süreçte her bakımdan yıpranmaları etkili olmuştur.
Ø Sovyet Rusya II. Dünya Savaşı'ndan sonra yayılmacı bir politika takip ederek komünizm rejiminin Balkanlar ve Orta Avrupa'da yerleşmesi için mücadele etmiştir. Rusya'nın komünizm ideolojisini bütün dünyaya yaymak istemesi demokrasi ile yönetilen ABD'yi ve Avrupa devletlerini endişelendirmiştir.
Ø II. Dünya Savaşı'ndan sonra oluşan yeni durum ABD'nin önderliğinde demokratik Batı Avrupa devletlerinden oluşan Batı Bloğu'nu ve Sovyet Rusya'nın önderliğinde Doğu Avrupa ve Balkan devletlerini içine alan Doğu Bloğu'nu ortaya çıkarmıştır.
Ø Soğuk Savaş Dönemi'nde nükleer silahların gelişmesi yüzünden ABD ve Sovyet Rusya silahlı olarak karşı karşıya gelmekten kaçınmışlardır. Taraflar arasında rekabet daha çok siyaset, ekonomi ve propaganda alanlarında sürdürülmüştür.
KORE SAVAŞI
Ø Soğuk Savaş Dönemi'nde ABD ile SSCB'yi karşı karşıya getirenönemli olaylardan biri de Kore Savaşı'dır. Savaş SSCB'nin denetimindeki Kuzey Kore'nin, ABD'nin denetimindeki Güney Kore'ye saldırmasıyla başlamıştır. Bunun üzerine Birleşmiş Milletler saldırıyı kınayarak müdahale kararı almıştır. Uluslararası bir askeri güç oluşturularak, ABD başkanlığında bölgeye gönderilmiştir.
Ø 1950-1953 yılları arasında süren savaşta taraflar birbirine üstünlük sağlayamamış ve ateşkes imzalayarak savaşa son vermişlerdir.
Ø Türkiye, II. Dünya Savaşı'ndan sonra Sovyetler Birliği'ne karşı ABD ile yakınlaşma politikası takip ediyordu. Ayrıca Atatürk'ün "Yurtta barışdünyada barış" ilkesi doğrultusunda dünya barışını koruyucu faaliyetlere destek vermeyi görev sayıyordu. Bu doğrultuda BirleşmişMilletlerin çağrısına uyarak Kore'ye bir tugay gönderdi. Türkiye'nin Kore'ye asker göndermesi ve buradaki başarısı NATO'ya kabul edilmesinde önemli rol oynamıştır.
Ø Kore Savaşı, Soğuk Savaş ortamını değiştirmemiştir. NATO'ya üye devletlerin Kore Savaşı'ndaki ittifakı karşısında SSCB, etkisi altındaki Doğu Avrupa devletleri ile Varşova Paktı'nı kurmuştur, iki kutup arasındaki rekabet silahlanma yarışını artırmıştır.
Ø Savaş sonunda Kuzey ve Güney Kore arasında 38.enlem sınır kabul edildi.
Ø ABD öncülüğünde kurulan NATO’nun Kore Savaşı’ndaki ittifakı karşısında SSCB,etkisi altındaki Doğu Avrupa devletleri ile 1955 yılında Varşova Paktı’nı kurdu. İki kutup arasındaki rekabetle ortaya çıkan soğuk savaş dönemi 1991 yılında SSCB’nin dağılmasına kadar sürdü.Soğuk Savaş Dönemi’nde Türkiye, batı yanlısı bir politika izlerken SSCB ile de ilişkilerini bozmamaya çalışmıştır.
GELİŞEN TÜRKİYE
Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’nda tarafsız bir politika izlemesine rağmen bütçesinin önemli bir bölümünü savunma harcamalarına ayırmak zorunda kaldı.
Türkiye için 1945 yılı sonrasında toplumsal, kültürel, siyasi ve ekonomik açıdan yeni bir dönem başlıyordu.
Özellikle 1950 sonrasında makineleşme ile birlikte tarım alanları genişledi ve tarımsal üretim arttı. Üretimin artmasında gübre kullanımı ve sulamanın yaygınlaştırılması da etkili oldu.
Bu yıllarda sanayileşmeye de ağırlık verildi.Yine Türk ekonomisi dünyaya açıldı.
1960lı yıllara gelindiğinde ülkemizin kalkınması yolunda planlı bir ekonomi için DPT (Devlet Planlama Teşkilatı) kuruldu.
Türkiye’de 1950’den sonra hızlı nüfus artışı oldu.İşsizlik ve köyden kente göçün artması nedeni ile DPT, Sağlık Bakanlığı ile aile planlamasını temel alan bir nüfus politikası başlattı.
1945 ve 1960 arasında Koruyucu sağlık hizmetleri ve halk sağlığı alanında yenilikler yapıldı.
1965-1970 yılları arasında Türkiye’nin kalkınma hızındaki artış devam etti. 1970’li yıllarda dünyada başlayan ekonomik kriz ve
ülkemizdeki siyasi istikrarsızlık ekonomimizi olumsuz etkiledi.
Tarımda makineleşmeyle iflgücüne duyulan ihtiyacın azalması,
arazilerin miras yoluyla bölünmesi ve nüfusun artmasıyla başlayan
köyden kente göç 1970’li yıllarda hız kazandı.İstanbul,İzmir ve Bursa en çok göç alan iller oldu.
İkinci Dünya Savaşı’nda çalışan nüfusunun büyük kısmını kaybetmiş olan Almanya, Avusturya, Hollanda gibi ülkelerde iş gücü ihtiyacı ortaya çıkınca Türkiye’den yurt dışına göç hareketi başladı. Bu dönemde bir milyondan fazla vatandaşımız Batı Almanya olmak üzere çeşitli ülkelere çalışmak üzere göç etti.
1950’lerden sonra kara,demir,deniz ve hava yolu ulaşımı ile ilgili yatırımlar ve çalışmalar attı.
Atatürk döneminde İstanbul ve Ankara’da ilk radyo istasyonları kuruldu. TRT ise 1968 yılında yayın hayatına başladı.1990’da ilk özel televizyonlar yayı hayatına başladı.TV,toplumumuzu sosyal ve kültürel yönden etkiledi.
Ülkemizin en eski film festivali Antalya Altın Portakal Film Festivali’dir. İlki 1964 yılında düzenlenen festival,günümüzde uluslararası nitelik kazanmıştır.
Spor alanında
1948’de Olimpiyat 7.si
1988 Seul Olimpiyatlarında Halter Dünya 1.si
2002 Türk Milli Futbol Takımı Dünya Kupası’nda futbolda 3.lük
2008 Türk Milli Futbol Takımı Avrupa Şampiyonası’nda yarı final oynamıştır.
1983’ten itibaren yabancı ülkelerle ekonomik ilişkilere daha fazla ağırlık veren politikalar izlendi. . 1990 sonrasında ülkemizde ekonomik krizler görüldü.Ekonomik önlemler ile yeniden gelişme sağlandı.
Cumhuriyetin kuruluflundan itibaren halkımızın eğitim seviyesini yükseltmek için gayret gösterilmiştir. Her seviyede okullar açılmış, öğretmen sayısı ve eğitime kazandırılan öğrenci sayısı artmıştır.
İlköğretim 1997-1998 ö¤retim yılından itibaren sekiz yıla çıkarılmıştır
Ülkemizin genç ve dinamik nüfus yapısı, tarihi, doğal ve kültürel zenginlikleri, jeostratejik konumu, gelişmiş ekonomisi, demokrasi yolunda atılan adımlar, hukuk alanındaki gelişmeler, Türkiye’yi uygarlık alanında ileri bir seviyeye taşımıştır.
TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK): Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni içten ve dıştan gelebilecek tehditlere karşı savunma vazifesini üstlenmiş silahlıdevlet kuvvetidir. Yaptırım gücünü T. C. anayasasından alır.
Günümüzde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK),dünyada en çok asker bulunduran 9. ordudur. Temelini oluşturan yapı Mehmetçiktir. Türkiye'nin güvenliğine yönelik iç ve dış tehditlere karşı caydırıcı güç olan TSK Anayasa ve yasaların kendisine verdiği görevler çerçevesinde şu alt komutanlıklardan oluşur.
• Kara Kuvvetleri Komutanlığı (KKK)
• Deniz Kuvvetleri Komutanlığı (DzKK)
• Hava Kuvvetleri Komutanlığı (HvKK)
• Jandarma Genel Komutanlığı (JGnK)
• Sahil Güvenlik Komutanlığı (SGK)
TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ'NİN GÖREVLERİ
TSK'nin temel görevi Anayasa'da açıkça şu şekilde belirtilmiştir "...Türk Yurdunu ve nitelikleri anayasada belirtilen Türk Cumhuriyetini iç ve dıştehditlere karşı korumak ve kollamaktır."
Bu çerçevede TSK’yı 2000'li yıllarda, şu görevler bekler;
• Caydırıcılık,
• Güvenlik / Harekât Ortamının Şekillendirilmesi,
• Savaş Dışı Harekât (Barışı Destekleme Harekâtı, Doğal Afet Yardım Harekâtı ve İç Güvenlik Harekâtı),
• Kriz Yönetimi,
• Sınırlı Güç Kullanımı,
• Konvansiyonel Harp gibi faaliyetleri icra etmek.
TÜRK ORDUSU KIBRIS'TA
Kıbrıs'ı elinde bulunduran İngiltere 1955 yılından sonra adadan çekilmeye karar verdi. Bu süreçte 1960'da İngiltere, Türkiye ve Yunanistan arasında bir Garantörlük Antlaşması yapıldı. Bu antlaşma ile kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti bu üç devletin koruması altında bulunacaktı. Ancak Kıbrıs'ta yaşayan Rumlar, Yunanistan'a bağlanma fikrinden vazgeçmedi. Bu durum adada gerginliklere neden oldu. Gerginlik Kıbrıs'taki Türklerin katliama maruz kalmasına dönüşünce Birleşmiş Milletler Ada'ya bir barış gücü gönderdi.
Bu güç Kıbrıs'taki sorunları çözemeyince Türkiye Garantörlük Antlaşması'ndan doğan haklarını kullanarak 20 Temmuz 1974'te barış harekâtı düzenledi. Bu olaydan sonra ada ikiye bölündü. Barış ha-rekâtından sonraki uluslararası görüşmelerde Ada'daki Türk halkının mevcudiyeti tanınmayınca 1975'te Kıbrıs Türk Federe Devleti, 1983'te de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kurulduğu ilan edildi. Günümüzde de Türk ordusu Kıbrıs'ta yaşayan soydaşlarımızın en büyük güvencesidir.
Garantör Devlet : Yapılan bir uluslararası anlaşmanın ardından, iki tarafın antlaşmaya bağlı kalıp kalmadıklarını denetleme hakkına sahip olan devlete denir.
Cunta: Yönetime kuvvet kullanarak el koyan askeri ya da siyasi gruplara verilen addır.
UYARI:Barış harekâtından sonra Türkiye'ye çok yönlü bir ambargo uygulanınca savunma sanayisi ile havacılık alanında TAİ ve TUSAŞ,elektronik alanında ASELSAN, yazılım alanında HAVELSAN, füze imalatı alanında da ROKETSAN faaliyete geçirilmiştir. Ayrıca Atatürk döneminde kurulan Makine Kimya Enstitüsü (MKE) çağın ihtiyaçlarına göre geliştirilmiş, Savunma Sanayi Müsteşarlığı kurularak bu alandaki çalışmalar sürekli hale getirilmiştir.
Bu görevleri yerine getirebilmek için çok amaçlı birliklerin kurulması, sayısal fazlalık yerine teknolojik üstünlüğün kurulması, silah ve düzeneklerinin etkinliğini arttıracak teknolojik araştırmaların yapılması ve erken ikaz, darbe, elektronik harp, hava üstünlüğünün kurulması gibi ek görevleri de yapmaktadır.
DÜNYA BARIŞINA KATKI:
Ülkemiz bulunduğu konum itibariyle Kafkasya, Balkanlar ve Orta Doğu'da meydana gelen gelişmelerle ilgilenmektedir.
Türk ordusu ülke sınırlarını korumanın yanında dünya barışını korumaya yönelik çabalara da destek vermiştir.
Birleşmiş Milletler Örgütü, uluslararası barış ve güvenliğin sürekliliğini sağlamak, anlaşmazlıkları barışçı yollarla çözmek amacıyla karışıklık yaşanan ülkelere yardım ve müdahale kararı alabilmektedir. Türkiye de
TBMM kararı ile üyesi olduğumuz BM ve NATO bünyesinde uluslararası barışı korumak üzere çeşitli ülkelere asker göndermektedir.
§ Türk Silahlı Kuvvetleri dünya barışını destekleme çalışmalarına;
§ Birlik gönderip askeri harekatı destekleyerek
§ Personel gönderip uluslararası gözlemci olarak katkıda bulunmaktadır.
Aşağıdaki tabloda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin dünya barışına katkıları gösterilmiştir:
Tarih
|
Yer
|
Bölgede Bulunma Nedeni
|
1974
|
Kıbrıs
|
Uluslararası hukuktan doğan garantörlük hakkını kullanma
|
1992
|
Somali
|
Somali halkını iç savasın olumsuz
etkilerinden koruma
|
1993
|
Bosna -Hersek
|
Boşnakları Sırp ve Hırvat zulmünden koruma
|
1997
|
Arnavutluk
|
Arnavutluk'ta iç karışıklıkların yaşanması
|
1999
|
Kosova
|
Kosova'daki iç karışıklıkların silahlı çatışmaya dönüşmesi
|
2001
|
Makedonya
|
Makedonya'da iç karışıklıkların yaşanması
|
2002
|
Afganistan
|
Afganistan’da iç karışıklıkların yaşanması
|
2006
|
Lübnan
|
Lübnan'da iç savaş yaşanması
|
Türk ordusu, bugün Bosna - Hersek, Kosova, Afganistan, Lübnan ve Kıbrıs'ta halen barışa hizmet etmeye devam etmektedir.
TÜRKİYE’YE YÖNELİK TEHDİTLER
Türkiye; Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları arasında önemli bir coğrafyada yer almaktadır. Asya ile Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan İstanbul ve Çanakkale boğazları stratejik ve ekonomik açıdan önemlidir. Bunun yanında bir çok yer altı ve yer üstü kaynaklarına sahip olan ülkemiz, Orta Doğu’nun zengin enerji kaynaklarına da yakındır. Bulunduğu konum, gelişen ekonomisi, genç nüfusu ve sahip olduğu kaynaklarla ülkemiz geçmişten günümüze ilgi odağı olmuştur. Bu ilgi zaman zaman bazı ülkelerin doğrudan ya da dolaylı destek verdiği tehditlere dönüşmektedir. Tehditler, toplumumuzun birliğini bozmak, kalkınmamızı ve ekonomik gelişmemizi engelleyerek ülkemize zarar vermeyi amaçlamaktadır.
Bu nedenle çok sayıda ülkenin, topraklarımız üzerinde emelleri vardır. Bu emellerine ulaşabilmek için kültür, dil, din, yurt, tarih ve ülkü birliğini zayıflatmaya bu yolla milletin birlik ve bütünlüğünü bozmayaçalışmaktadırlar.
Dış Tehdit unsurları gibi iç tehdit unsurları da vardır.Bu unsurlar;dış güçlerden destek alıp,onlarla birlikte hareket etmektedirler.
Terör örgütleri
1- Şiddet, baskı, korkutma, sindirme vb.tehdit yöntemlerini kullanmak,Rüşvet ile adam satın alırlar.
2- Cumhuriyetin niteliklerini ve devletin varlığını ortadan
kaldırmayı amaçlar. Ekonomik katkı için silah ve uyuşturucu ticareti yaparlar.
3- Temel insan hak ve özgürlüklerini yok etmek
4- Devletin iç ve dış güvenliğini bozmaya çalışır. Toplumdaki ayrılıkları körükler ve insanları birbirlerine düşürürler.
1-Bölücü Unsurların Faaliyetleri
Bir bütün olan toplumun unsurlarının ayrı ırk, ayrı din ve ayrı mezhepten olduklarını iddia ederek toplumu bölmeye yönelik faaliyetlere bölücülükdenir. Türkiye, son yıllarda ülkeyi ırk ayrılığı bahanesiyle bölmeyi amaçlayan terör hareketleriyle karşı karşıyadır.
Terörizm; her türlü siyasal eyleme karşı bilinçli ve kanlı şiddet göstergesidir. Terörizm insandaki ahlaki değerleri yok eder. Bu özelliği ile sadece insanlığa değil, uygarlığa karşı da bir tehdit oluşturur.
Terör örgütleri,
1-Hak, adalet, özgürlük ve eşitlik gibi evrensel değerleri kötü amaçlıkullanırlar.
2-Devletimizin halkı sömürdüğünü iddia ederler.
3-Hedeflerine ulaşmak için katliam yapmaktan çekinmezler.
4-Ülkemiz ile menfaatleri çatışan ülkelerin desteğini alarak faaliyet gösterirler.
2-Misyonerlik
Ø Misyonerlik, başka dini inançlara sahip olan insanları kendi dinine geçirmek, ülke içindeki milli ve kültürel değerleri yok ederek ülke bütünlüğünü bozmak için çalışmalar yapmaktır.Sıradan
Ø Misyonerler hedeflerine ulaşabilmek amacıyla halkın arasına katılıp,özellikle gençleri etkileyebilmek için sevgi, barış, kardeşlik, özgürlük, mutluluk gibi evrensel kavramları kullanırlar.
Ø Misyonerlik, sıradan bir inanç yayma faaliyeti değildir.İnsanları din değiştirmeye zorlayan sistemli ve organize bir harekettir.
Ø Misyonerler dini amaçların yanı sıra siyasi, kültürel ve ekonomik amaçlar da taşırlar. Dış güçlerden, bazı sivil toplum kuruluşlarından ve kendi çevrelerinden sağladıkları büyük maddi destekle amaçlarınıgerçekleştirmeye çalışırlar.
Ø Misyonerler, insanların ekonomik zorluklarını istismar ederler.
Ø Kendi inançlarına ait metinleri, değişik dillere çevirerek insanlara ücretsiz dağıtır ve gerektiğinde yazılı ve görsel medyayı propaganda aracı olarak kullanırlar.
Ø Devletimizin ve milletimizin milli birlik ve bütünlüğüne yönelik tehditoluştururlar.
3- İrticai Faaliyetler
Ø İrtica, bir toplumun sahip olduğu çağdaş değerleri reddedip akla ve bilime aykırı faaliyetlerde bulunarak eski düzeni geri getirmeyeçalışmaktır.
Ø İrticai faaliyetlerin amacı Türkiye Cumhuriyeti'nin laik, demokratik yapısını değiştirerek yerine dini esaslara dayalı bir devlet kurmaktır.
Bölücülük ve İrtica İle Mücadelede Kişilere Düşen Görevler
a)Milli hedefler doğrultusunda bilinçli olmalıyız.
b)Türk olmakla gurur duymalı, vatanımızı, milletimizi ve bayrağımızı çok sevmeliyiz.
c) Terörizm ve terör odaklarına karşı duyarlı olmalıyız.
d) Cumhuriyet yönetimine inançla bağlı olmalıyız.
e)Yıkıcı ve bölücü faaliyetlere karşı bilinçli olmalıyız.
TÜRK-ermeni İLİŞKİLERİ:
Ermeniler, Osmanlı İmparatorluğu zamanında ülkenin çeşitli yerlerinde Türklerle bir arada yaşadılar. Ermenilerin Türklerle iç içe, barış ve huzur içindeki yaşayışları 19. yüzyılın son çeyreğine kadar sürdü. 19. yüzyılda ortaya çıkan milliyetçilik akımı, imparatorluklarda yaşayan milletlerin ayaklanmalarına yol açtı.
Ancak, Osmanlı Devleti’nin sınırları içerisinde yaşayan milletler, yabancı devletlerin kışkırtması sonucu harekete geçti. Kendilerine yeni çıkarlar sağlamak isteyen bazı devletler, Osmanlı ülkesinde yaşayan Müslüman olmayanların haklarını savunma rolünü üstlendi. Bu yıllarda başta Rusya ve İngiltere olmak üzere, Osmanlı Devleti’ni parçalamak isteyen devletler Ermenileri de amaçları doğrultusunda kullanmak istediler.
Rusya ve İngiltere Osmanlı Devleti üzerindeki emellerini gerçekleştirmek amacıyla Ermenileri isyana teşvik etti. Bir takım Ermeni Komitaları, bu devletlerin teşvik ve desteğiyle Doğu Anadolu’da bir devlet kurmak için teşkilatlanmaya başladılar. Bunun yanında kurdukları çetelerle Osmanlı Devleti’ne karşı silahlı faaliyetlere giriştiler.
Bunlar arasında; 1896 yılında Osmanlı Bankası’na yapılan saldırı, 1905 yılında padişah II. Abdülhamit’e suikast teşebbüsü ve 1909 yılında Adana’da çıkan olaylar dikkat çekicidir. Bazı Ermeniler, Trablusgarp ve Balkan Savaşlarını fırsat bilerek, yaşadıkları bölgelerde karışıklıklar çıkardılar.
Bu savaşların hemen ardından başlayan Birinci Dünya Savaşı sırasında savaş ortamından yararlanan bazı Ermeniler faaliyetlerini daha da artırdı. Kafkas Cephesi’nde Rus ordusu ile birlikte ordumuza saldırdılar. Aslında asırlarca Anadolu’da Müslüman ahali ile birlikte barış ve huzur içerisinde yaşamış olan Ermenilerin önemli bir kısmı bu olan biteni onaylamıyordu.
Ne var ki,Ermeni Komitalarının yaptıklarına karşı çıkan Ermeniler de bu komitalar tarafından cezalandırılıyordu.
Osmanlı Devleti, 1915 Şubatında başlayan ve Van, Muş ve Bitlis illerinde bazı Ermeniler tarafından çıkarılan isyanlar ve halka yönelik saldırılar da değerlendirilerek “Sevk ve İskan Kanunu”nu çıkardı. Bu kanun ile Osmanlı
Devleti, isyan eden ve düşmanla iş birliği yapan Ermenileri güney vilayetlerine yerleşmek üzere gönderdi. Yer değiştirme sırasında Ermenilerin güvenliği için gerekli tedbirleri aldı. Yiyecek, içecek ve ilaç gibi ihtiyaçları karşılandı.
Birinci Dünya Savaşı sonrasında Kafkasya’da bir Ermenistan Devleti kuruldu. Bu devlet, Mondros Ateşkes Anlaşması’nın “altı ilde (Erzurum, Van, Elazığ, Diyarbakır, Sivas, Bitlis) karışıklık çıkarsa itilaf Devletleri bu illerin herhangi bir kısmını işgal hakkına sahip olacaktır.” şeklindeki 24. maddesinden cesaret alarak Anadolu’da saldırılara girişti.
Bunun üzerine Kazım Karabekir Paşa komutasındaki Türk ordusu, Ermeni saldırılarını durdurdu ve karşı taarruza geçti.
Bunun sonucunda Ermeniler barış istedi.
Yapılan görüşmeler sonunda TBMM hükümeti ile Ermenistan Devleti arasında Gümrü Antlaşması imzalandı (2-3 Aralık 1920). Antlaşma
gereğince Ermenistan Devleti işgal ettiği yerlerden çekildi.
Kars ve çevresi Türkiye’ye katıldı. Gümrü Antlaşmasıyla
Ermenistan Devleti Doğu Anadolu’daki isteklerinden vazgeçmiş
oldu.
Sovyet Rusya ile imzalanan 16 Mart 1921 tarihli Moskova ve bu devlete bağlı cumhuriyetlerle yapılan 13 Ekim 1921 tarihli Kars antlaşmaları ile Türkiye-Ermenistan sınırı belirlendi.
Ermeniler, Anadolu’ya yönelik emellerine Lozan Barış Görüşmeleri’nde de ulaşmayı amaçladılar ancak istedikleri sonucu elde edemediler.
Cumhuriyetin kuruluşundan sonra da Türkiye karşıtı faaliyetlerine ara vermeden devam eden Ermeni terör örgütleri diplomatlarımıza yönelik suikastlerine 1970’li yıllarda yeniden başladılar.
1973 yılında Los Angeles (Los Encılıs)’ta Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ve Konsolos Bahadır Demir’in öldürülmeleriyle
başlayan cinayetler, çeşitli saldırı, yaralama ve baskın olaylarıyla devam etti. Bu faaliyetler, Ermeni terör örgütleri tarafından 1980’li yıllara kadar sürdürüldü.
1915 Olayları hakkındaki Ermeni iddiaları uluslararası kamuoyunda zaman zaman gündeme gelmektedir. Arşivlerimizde konuyla ilgili çok sayıda yazılı ve görsel eser de vardır. Bu eser ve belgeler Ermeni iddialarının doğru olmadığını ortaya koymaktadır. Türkiye Cumhuriyeti konuyla ilgili olarak arşivlerini araştırmacılara açmıştır.
SSCB DAĞILDIKTAN SONRA
1991 yılı dünya tarihi açısından yeni bir dönüm noktasıdır. Bu tarihten sonra Avrupa ve Asya'nın siyasi haritası değişmiştir. 1917'de temelleri atılan ve 1922'de kurulan Sovyetler Birliği'nin dağılması ile Azerbaycan, Ermenistan,Beyaz Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Moldova,Rusya Federasyonu, Tacikistan, Türkmenistan,Özbekistan ve Ukrayna siyasi ve ekonomik işbirliği amacıyla Bağımsız Devletler Topluluğunu kurdular.(1991)
Ø Yeni bağımsız devletler, içinde bulundukları siyasi dönüşüm sürecinde komünist yapılanmadan uzaklaşma arayışlarına girerken, kendi milli kadrolarını, sembollerini ve tarihlerini keşfetmenin heyecanına büründüler.
Ø Soğuk Savaş dönemindeki ideolojik kutuplaşma ortadan kalktı. ABD dünya siyasetinde en önemli güç hâline geldi.
Ø Varşova Paktı’nın ortadan kalkması ve yeni bağımsız devletlerin ortaya çıkması NATO’nun genişlemesine yol açtı. Soğuk Savaş sonrası yumuşama döneminde NATO dünyada barış ve güvenliği sağlama görevini üstlendi.
Ø İlk önce SSCB'nin batısındaki Baltık ülkelerinden; Estonya, Letonya, Litvanya, Ukrayna, Belarus (Beyaz Rusya) Moldova, Kafkas ülkelerinden; Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan, Orta Asyaülkelerinden; Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan birer birer bağımsızlığını ilan etti.Bağımsızlığını ilan eden bu devletler zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarına sahiptiler.Özellikle Orta Asya Türk Cumhuriyetleri zengin petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip idiler.Kaynakların dünya piyasasına sunulması için zaman içinde bazı ham petrol ve doğalgaz boru hattı projeleri hayata geçirilmiştir.Bu kaynakların çıkarılarak ihtiyaç duyan ülkelere ulaştırılmasında birçok devlet söz sahibi olmaya çalışmaktadır.
Ø Sovyet Birliği'nin dağılması ile birlikte Adriyatik'ten Çin’e kadar siyasi bir boşluk oluştu. Türkiye’nin çevresinde Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Asya tehlikeli bir bölge hâline geldi. SSCB’nin dağılması ile Türk dışve iç politikası hem olumlu hem olumsuz yönde etkilenmiştir.
Ø Coğrafi konumunun yanında Orta Asya’daki Türk cumhuriyetleriyle tarihî ve kültürel bağları da Türkiye’nin bölgedeki stratejik önemini daha da arttırmıştır.
Ø Türkiye, bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan, Kırgızistan, Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan’ı tanıyan ilk ülkedir ve onları uluslar arası kuruluşlara girmeleri konusunda teşvik etmektedir.
Ø Türkiye ile yeni kurulan Türk cumhuriyetleri arasında 1992 yılında Ankara’da üst düzey bir toplantı gerçekleştirilmiştir. Toplantı sonunda yayımlanan “Ankara Bildirisi” ile iliflkilerin geliştirilmesi ve uluslararası alanda ortak hareket edilmesi kararı alınmıştır. Ayrıca kültürel veekonomik alanlarda ifl birli¤inin geliştirilmesi, ulaşım ve haberleşme alanlarında ortak projeler üretilmesi, petrol ve doğalgaz rezervlerinin işletilerek piyasaya sunulması gibi konularda fikir birliği sağlanmıştır.
Ø Kafkaslar; Karadeniz, Hazar Denizi, İran ve Türkiye arasında kalanve Rusya’nın güneyindeki toprakların bir bölümünü içine alan bölgedir. Bölgenin etnik yapısı çok çeşitlidir. Burada yaşayan çeşitli milletler arasındaki sorunlar ve çatışmalar barış ve istikrarı bozmaktadır. Örneğin, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki Dağlık Karabağ sorunu SSCB’nin dağılmasından sonra çatışmaya dönüşmüştür. İki ülke arasındaki bu sorun Türkiye’nin Kafkas ülkeleriyle ilişkilerinde belirleyici olmuştur.
Ø Kafkaslar, Orta Asya ve Hazar Havzası’ndaki doğal kaynakların batıya taşınmasında bir geçifl bölgesidir.
Ø Orta Asya ve Kafkaslardaki petrol ve doğalgazın Türkiye üzerinden dünyaya pazarlanması hem siyasi hem de ekonomik açıdan önemlidir. Türkiye, coğrafi konumunu değerlendirerek Asya ile Avrupa arasında bir enerji koridoru konumuna gelmektedir.
SSCB’nin dağılmasından sonra Balkanlar’da da değişim yaşanmaya başlandı. Yugoslavya,yaşanan iç savaş sonucunda parçalandı ve 1991 yılı sonunda Slovenya, Hırvatistan,Makedonya ve Bosna-Hersek bağımsızlıklarını ilan etti.Türkiye’de Balkanlar’da düzen ve istikrarın devamı için çalışmaktadır.Bu amaçla Osmanlı zamanında elimizde olan Bosna Hersek’in1992’de Hırvatlar tarafından yıkılan MOSTAR köprüsüTİKA, UNESCO ve Dünya Bankası’nın desteğiyle Türkiye’nin öncülüğünde yeniden yapılmış ve 2005 ‘te Dünya Ortak Miras listesine alınmıştır.
Komünizm : Sanayi Devrimi'nden sonra ortaya çıkan sosyal devlet anlayışının en son aşamasıdır. Ortak mülkiyet ve servetin herkese eşit olarak paylaştırılması düşüncesini savunan siyasi ve ekonomik model.
TİKA:
1992 yılında Orta Asya, Kafkasya, Karadeniz ve Balkanlarda ortaya ç›kan yeni bağımsız devletlerle Afrika’da gelişmekte olan ülkelerin kalkınmasına destek olmak amacıyla Ankara’da “Türk İş Birliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA)” kurulmuştur. TİKA, faaliyet gösterdiğiülkelerde eğitim, sağlık, işsizlik, barınma, ulaştırma, iletişim,enerji, sanayi ve madencilik gibi alanlarda çalışmalar yürütmektedir. Türkiye, TİKA’nın öncülüğünde ortak kültür mirasının korunması, Türkçe’nin ve Türk kültürünün geliştirilerek yaşatılması, ticaret anlaşmaları imzalanması gibi sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda birçok projeyi gerçekleştirmektedir.
KEİ:
Türkiye, Balkan ve Kafkas ülkeleriyle olan iyi ilişkilerini ekonomik alanda da geliştirmeye çalışmaktadır. Bu doğrultuda bölge ülkelerini içine alan Karadeniz Ekonomik İş birliği (KEİ) kurulmuştur.
Kuruluşu ve amacı:
Türkiye’nin öncülüğünde İstanbul’da 1992’de kurulmuştur.KEİ üyesi ülkelerin ekonomik,sosyal ve teknolojik ilişkilerini artırmak.
Karadeniz’in dostluk ve iyi komşuluk esasına dayalı olarak bir barış ve istikrar denizine dönüştürülmesi
Bölge ülkeleri arasındaki ekonomik ilişkilerin coğrafi yakınlık ve tarihi bağlar ile en iyi şekilde değerlendirilmesi
Üyeleri:
Arnavutluk, Azerbaycan, Bulgaristan, Ermenistan,Gürcistan, Moldova, Romanya, Rusya, Türkiye, Ukrayna veYunanistan kurucu üye olarak yer almışlardır.
Ayrıca Almanya,Fransa, Polonya, Tunus, İsrail, Mısır, Slovakya, İtalya ve Avusturya KEİ’de gözlemci devlet sıfatıyla bulunmaktadırlar.
KÖRFEZ'DE SAVAŞ
I. Körfez Savaşı
· Irak, 1980 -1988 yılları arasında İran ile yaptığı savaşta ekonomik yönden ağır zararlara uğramıştı. Bu zararları karşılamak için 2 Ağustos 1990'da Kuveyt'i işgal etti.
· Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Irak'ın Kuveyt topraklarınıboşaltması için karar alarak, bu kararın 15 Ocak 1991 tarihine kadar uygulanmasını, aksi taktirde güç kullanılacağını duyurdu. Irak'ın bu süre içinde Kuveyt'i terk etmemesi üzerine ABD'nin öncülüğündekiçok uluslu hava güçleri 17 Ocak 1991 'de taarruza geçti.
· Irak, çok uluslu müttefik güçler karşısında başarısız olarak 6 Nisan 1991'de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin şartlarını kabul ettiğini yazılı olarak ilan etti. Böylece I. Körfez Savaşı sona ermiştir
I.Körfez Savaşında Türkiye'nin Tutumu
· Türkiye, I. Körfez Savaşanda Irak'ın karşısında yer alarak Birleşmiş Milletler’in aldığı kararlara destek vermiştir. Örneğin Birleşmiş Millefler'in Irak'a ekonomik ve askeri ambargo kararına ilk uyan ülke Türkiye'dir. Ayrıca Kerkük Yumurtalık Petrol Boru Hattı ve Habur Sınır Kapısı’nın kapatılması Türkiye’yi milyarlarca dolar zarara uğratmıştır.. Ancak Türkiye savaşa aktif olarak katılmamış, İncirlikÜssü'nün çok uluslu güçler tarafından kullanılmasına izin vermiştir.
II. Körfez Savaşı
· ABD, Irak'ın terörü desteklediği ve Kitle İmha Silahları ürettiğini iddia ederek bu devlete 20 Mart 2003'te yeniden savaş açtı.
· ABD bu savaşta Birleşmiş Milletler’den askeri destek kararıçıkartamamıştır. Bunun üzerine ağırlığını ABD ve İngiltere askerlerinin oluşturduğu koalisyon gücü oluşturulmuş, bu güç 1 Mayıs 2003'te Irak'ta Saddam Hüseyin yönetimine son vermiştir.
· Irak'ta 30 Ocak 2005'te geçici seçimler yapılmış ve demokratik yönetime geçilmiştir. Ancak ABD güçleri hala Irak'ta bulunmaktadır ve ülke henüz huzur ve güvene kavuşamamıştır.
II.Körfez Savaşında Türkiye'nin Tutumu
· Türkiye, II. Körfez Savaşı 'nda ABD'yi ve koalisyon güçlerini desteklemekle birlikte daha çekimser bir politika izlemiş ve koalisyon güçlerinin Türkiye üzerinden cephe açmasına izin vermedi.
Körfez Savaşlarının Türkiye'ye Etkileri
§ Irak'a uygulanan ambargo Türkiye'yi ekonomik yönden olumsuz etkilemiştir. Türkiye'nin ihracat kaybı onlarca milyar dolara ulaşmıştır.
§ Körfez Savaşlarından sonra Kuzey Irak'ta oluşan otorite boşluğu ve kaos Türkiye için bir tehdit ve risk bölgesi oluşturmuştur.
§ Kuzey Irak'taki otorite boşluğundan yararlanan bölücü terör örgütü, kamplarını buraya taşımış ve bunun sonucunda Güney Doğu Anadolu'da terör olayları artmıştır.
§ Körfez Savaşı'nın sonunda Saddam Hüseyin'in baskısından kaçan yüz binlerce kurt, Türkiye'ye sığınmıştır. Bu mültecilerin vatanlarına geri dönünceye kadar geçen sürede barınma ve temel ihtiyaçlarının karşılanması Türkiye'ye ekonomik bir yük getirmiştir.
§ Körfez Savaşlarında Türkiye, savaş bölgesi ilan edilmese de yüz binden fazla yabancı turist rezervasyonlarını iptal ettirerek ülkemize gelmekten vazgeçmiştir.
BİR PROJEDE SİZ YAPIN
Bir ülkenin ekonomik alanda kendine yeterliliği, bağımsızlığı için önemlidir. Enerjide yeterlilik ise ekonomide yeterliliğin önemli bir göstergesidir. İnsanların enerjiye olan ihtiyaçları artan nüfus ve endüstrileşme ile doğru orantılıdır. Ancak yeryüzündeki enerji kaynaklarının dağılımı ülkeden ülkeye değişmektedir.
Türkiye'nin Enerji Politikası
Türkiye, enerji kaynakları bakımından dışa bağımlı bir ülke olmasına rağmen dünyada enerji kaynaklarının yaklaşık % 70'ini barındıran Orta Doğu ve Avrasya ülkelerinin komşusu durumundadır. Bu durum Türkiye'nin jeopolitik önemini artırmaktadır.
Petrol ve doğalgaza sahip olmak kadar bu kaynakları dünya pazarlarına ulaştırmak da önemlidir. İran,Irak ,Rusya,Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan gibi petrol ve doğalgaz bakımından zengin kaynaklara sahip ülkeler bu kaynakları ihraç edecek altyapıya sahip değiller. Hazar Denizi çevresindeki enerji kaynaklarının Avrupa'ya ve dünyaya taşınmasında Türkiye koridor görevi görebilecek bir konumdadır.
Türkiye, bazı do¤al kaynaklar açısından da zengindir. Bunların
arasında bor, boraks, trona, krom, toryum, linyit, taş kömürü gibi madenler ile günden güne hayati önem kazanan su kaynakları
yer almaktadır. Ayrıca ülkemiz dünyanın en büyük bor ve toryum rezervlerine sahiptir.
Madenleri aramak, rezervlerini ve özelliklerini tespit etmek için 1935‘te Maden Tetkik Arama Enstitüsü (MTA) kurulmuştur.Bulunan madenlerin devlet eliyle işletilmeleri için de 1935 yılında Etibank faaliyete başlamıştır.1954’te kurulan Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) petrol ve doğalgaz arama, sondaj ve üretim faaliyetlerini sürdürmektedir
Baku - Tiflis - Ceyhan Boru Hattı Projesi
Türkiye, kendi topraklarından geçen uluslararası enerji yollarının dünya siyasetinde etkisini artıracağını ve ekonomik kalkınmasına büyük katkı yapacağını bilerek 1990'lı yılların başından beri Azerbaycan petrolünü Akdeniz'e ulaştırmak için Baku - Tiflis - Ceyhan Boru Hattı Projesi'nigerçekleştirmeye çalışmıştır. Nihayet 2005 yılında tamamlanan boru hattı ile Azerbaycan petrolü Ceyhan'a ulaşmıştır.11 yıllık bir çalışmadır.
Kazakistan petrollerinin de bu hat ile taşınması konusunda anlaşmaya varılmasıyla bu hattın kapasitesi ve önemi artmıştır.
Baku - Tiflis - Erzurum Doğalgaz Hattı Projesi
Azerbaycan petrolünün yanında doğalgazının da Türkiye vasıtasıyla Avrupa'ya taşınması için Baku -Tiflis - Erzurum Doğalgaz Hattı Projesi tamamlanmış ve 2006 yılının sonunda Bakü'den Erzurum'a doğalgaz pompalanmaya başlanmıştır. Türkmenistan doğalgazının da bu yolla nakledilmesi söz konusudur.
Nabucco Projesi
Türkiye bu doğalgazın Avrupa'ya taşınması için Yunanistan - İtalya - Doğalgaz Boru Hattı ve Bulgaristan, Romanya ve Macaristan üzerinden Avusturya'ya bağlayacak olan Nabucco Projesi'ni hayata geçirmeye çalışmaktadır.
GAP Projesi:
Bu proje ile tarım alanlarının sulanması ve enerji üretiminin artırılması amaçlanmıştır.
1970lerde temeli atılmıştır. 1989’da Başbakanlığa bağlı olarakkuruldu.Dünyanın 8. büyük projesidir.Bölgesel bir kalkınma politikasıdır.
Amacı; bölge kapsamına giren illerde; konut, sanayi, madencilik, tarım, enerji, ulaşım gibi hizmetler ile bölgeyi hedef alan araştırmaların yaptırılmasıdır.Projenin 2010da tamamlanabilir.
Atatürk Barajı, dünyanın 6. büyük barajıdır. Avrupa'nın ve Türkiye'nin en büyük barajıdır.Keban,Karakaya barajı bu gruba girer.
Fırat
a)Gaziantep b)Şanlıurfa c)Adıyaman d)Malatya
Dicle
a)Şırnak b)Batman c)Elazığ d)Diyarbakır
GAP’ın Faydaları:
1-Elektrik üretimi 2-İş imkanı 3-Sosyal ve kültürel gelişme
4-Ürün çeşitliliği 5-Turizm 6-Balıkçılık 7-Göçün artması
Türkiye’deki Diğer Projeler:
1-Su:
Türkiye su zengini bir ülke değildir. Su, günümüzde en önemli enerji türlerinden biri olan elektrik üretiminde de önemli bir kaynaktır.Ülkemizde kurulan hidroelektrik santralleriyle elektrik üretilimektedir.
Türkiye bu alanda potansiyelinin % 20'sini değerlendirebilmektedir.
Devlet Su işleri (DSİ), su kaynaklarının değerlendirilmesi ve verimli birşekilde kullanılması amacıyla projeler üretmektedir. DSİ ürettiği projeler ile 2030 yılına kadar su potansiyelinin tamamınıdeğerlendirmeyi ve ülke ekonomisine yıllık 27,8 milyar dolar gelir sağlamayı amaçlamaktadır.
2- Petrol
Ülkemizde petrol arama ve üretimiyle Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) görevlendirilmiştir. TPAO son yıllarda yeni teknolojilerle petrol arama faaliyetlerine hız vermiştir. Özellikle son iki yılda denizlerde yapılan araştırma çalışmalarının sayısı 50 yılın toplamından daha fazladır.
Türkiye enerji ihtiyacının yarısına yakınını petrolden karşılamaktadır. Bu durum Türkiye'yi enerji bakımından dışa bağımlı hale getirmektedir.
Türkiye'nin öncelikli hedefleri arasında bu potansiyelin değerlendirilerek "21. yüzyılın Avrasya Enerji Koridoru" konumuna getirilmesi yer almaktadır.
3-Bor:
Türkiye, kimya sanayinin önemli ham maddelerinden biri durumunda olan bor madeni bakımından dünyanın en zengin yataklarına sahiptir. Dünyadaki bor rezervlerinin % 63'ü ülkemizde bulunmaktadır.
Bor madeni günümüzde, camdan elektroniğe, seramikten uzay teknolojisine, sağlıktan enerjiye, ahşaptan metalürjiye ve izolasyondan tarıma kadar yüzlerce alanda kullanılmaktadır.
Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü (BOREN) kurulmuştur. BOREN endüstriyel uygulama amaçlı projelere gerekli desteği sağlamaktadır.
4-Toryum:
Türkiye'de toplam rezerv yaklaşık 380.000 ton civarındadır. Günümüzde toryumla çalışan ticari ölçekli bir nükleer santral bulunmamaktadır.
dünyadaki teknolojik gelişmelerin paralelinde ülkemizde de toryum tabanlı yakıt çevrimi konusundaki araştırma - geliştirme çalışmalarına devam edilmelidir. Bu amaçla Türkiye Atom Enerjisi Kurumu 2000 yılında Uluslararası Yenilikçi Nükleer Reaktörler ve Yakıt Çevrimi adlıprojeye katılma kararı almıştır.
AVRUPA BİRLİĞİ'NE DOĞRU
ü Türklerle Avrupalılar arasındaki ilişkiler uzun bir geçmişe sahiptir. Balkanlara geçmelerinden itibaren Türkler Avrupa’nın bir parçası haline gelmiştir.Osmanlı Devleti ile Avrupa ülkeleri arasındaki karşılıklı etkileşim yüzyıllar boyunca sürmüştür. Cumhuriyetin ilanından itibaren Avrupa ile olan ilişkiler Atatürk’ün barışçı politikaları çerçevesinde sürmüştür.Türkiye ikinci Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan yeni dünya düzeni içinde Avrupa devletleri ile birlikte hareket etmiştir.
ü AB'nin kuruluşu 18 Nisan 1951'de Belçika, Federal Almanya, Fransa, İtalya, Lüksemburg ve Hollanda arasında Paris'te imzalanan antlaşmaya kadar uzanır. 25 Mart 1957 tarihinde Roma'da imzalanan anlaşmalarla resmen kurulmuştur. 7 Şubat 1992'de Hollanda'nın Manstricht şehrinde imzalanan Avrupa Birliği Antlaşması ile topluluğun adı Avrupa Birliği (AB) olmuştur.
ü Avrupa Birliği, Avrupa'nın ekonomik ve siyasi olarak bütünleşmesini hedeflemektedir.
Türkiye - Avrupa Birliği İlişkileri
ü 11 Eylül 1959: AET Bakanlar Konseyi Ankara ve Atina'nın ortaklık başvurularını kabul etti.
ü 27 Mayıs 1960: Türkiye - AET ilişkileri donduruldu.
ü 12 Eylül 1963: Türkiye ile AET'yi Gümrük Birliği'ne götürecek ve tamüyeliği sağlayacak olan Ortaklık Anlaşması (Ankara Anlaşması) imzalanmıştır.
ü 13 Ocak 1972: Ortaklık Anlaşması'nın Topluluğa katılacak yeniülkelerce de kabulünü sağlayacak Türkiye - AET müzakereleri başlamıştır.
ü 22 Ocak 1982: Avrupa Topluluğu, Türkiye ile ilişkilerini dondurma kararı almıştır.
ü 16 Eylül 1986: Türkiye-AET Ortaklık Konseyi toplanmış, böylece dondurulmuş bulunan Türkiye - AET ilişkilerinin canlandırılmasısüreci başlamıştır.
ü 14 Nisan 1987: Türkiye, AT'ye, tam üye olmak üzere müracaat etmiştir.
ü 1 Ocak 1996: Türkiye ile AB arasında sanayi ve işlenmiş tarımürünlerinde gümrük birliği yürürlüğe girmiştir.
ü 11-12 Aralık 1999: Helsinki'de gerçekleştirilen Avrupa Konseyi zirve toplantısında Türkiye'ye adaylık statüsü tanınmıştır.
ü 28 Haziran 2002: Avrupa Birliği ile Türkiye arasında topluluk programlarına katılımın genel ilkelerini belirlemek üzere imzalananÇerçeve Anlaşma, 28 Haziran 2002 tarihli Resmi Gaze-te'de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
ü 16-17 Aralık 2004: AB Devlet ve Hükümet Başkanları Konseyinin Brüksel'de yapmış olduğu zirve toplantısında, Türkiye'nin Kopenhag siyasi kriterlerini yeterli ölçüde karşıladığına karar verilmiş ve 3 Ekim 2005 tarihinde müzakerelere başlanması öngörülmüştür.
ü 12 Haziran 2006: Türkiye ile AB arasında üyelik müzakereleri başlamıştır.
Avrupa Birliği:1 Ocak 2002 yılından itibaren, Avrupa Birliği üyesi 15ülkeden 12'si kendi ulusal para birimlerini bırakarak ortak para birimi "euro" yu kabul ettiler.
Avrupa Komisyonu tarafından geliştirilen e simgesi, Avrupa sözcüğünün ilk harfini temsil eder, iki paralel çizgi ise ekonomideki istikrarı simgeler.
AB’nin birliği temsil eden bir bayrağı, marşı ve resmî bayramı vardır.AB’nin bayrağı mavi zemin üzerine 12 sarı yıldızdan oluflur. Bu yıldızlarAvrupa’nın birliğini temsil eder
Avrupa Birliği'ne Üye Ülkeler
10 Ocak 2007deki genişleme ile AB'nin 29 üyesi vardır. 1951/1957 yıllarında toplulukta bulunan altı kurucu üye şunlardır:
• Belçika - Fransa İtalya Almanya • Lüksemburg Hollanda
Bunu izleyen yıllarda çeşitli aşamalarda şu ülkeler birliğe katıldı: 1973'te Danimarka, İrlanda ve Birleşik Krallık, 1981'de Yunanistan, 1986'da Portekiz ve ispanya, 1990'da Doğu ve Batı Almanya'nın birleşmesi sonucu üye ülke sayısı artmamasına rağmen AB'nin sınırları genişledi ve nüfusu arttı. 1995'te Avusturya, Finlandiya ve İsveç, 2004'te Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Malta, Polonya, Slovakya, Slovenya 2007'de ise Bulgaristan ve Romanya birliğe üye olmuştur.
Türkiye,Hırvatistan ve Makedonya’da aday ülkelerdir.Ocak 2009’da müstakil bir devlet bakanı Türkiye ile AB arasındaki ilişkjileri yürütmek üzere başmüzakereci olarak görevlendirilmiştir.Türkiye müzekerelere (görüşmelere) devam etmektedir.